Konu: Kahire
Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 21-08-2007, 14:14   #1 (permalink)
CyBeR-ErKuT
Sağlam Üye
CyBeR-ErKuT - ait Avatar
Durum:Offline
Üyelik Tarihi: Apr 2007
Nerden: єν∂єи :)
Mesajlar: 3.265
Sevdiği Bölüm: ωєвмαѕтєя
Burcunuz: Başak
Arkadaşları:5
Ettiği Teşekkür: 12
Aldığı Teşekkür 198
Tecrübe Puanı: 15
Xsir Puanı: 107
Xsir Grafiği: CyBeR-ErKuT will become famous soon enoughCyBeR-ErKuT will become famous soon enough
Tanımlı Kahire



Kahire’yi en iyi tanımlayan kelime ‘karmaşa’ olmalı. Uğultu ve kalabalık... İstanbul’da tutunabilmiş bir insanı başka hangi şehir ürkütebilir? Kahire…




KAHİRE - Uğultulu şehir… Kahire belki sadece sesten ibaret… Leyl ve nehar -gece ve gündüz- caddelerden, çarşılardan, kahvelerden yükselen sesler nasıl oluyor da uğultuya dönüşüyor, tarifi zor… Gürültüsünden ve karmaşasından dert yandığımız İstanbul'un gönlünü almalı. Sınıfın yaramaz çocuğu Kahire imiş meğer… Belki biraz gayret edersek, anlatabiliriz, Kahire'nin sesi niye yüksek çıkıyor? Akla ilk gelen korna sesleri. Şoförlerin bir eli her daim klaksonun üzerinde. Öfkeliler mi? Hayır! Bu onlar için bir tür oyun. Diyelim ki hızlı adımlarla caddenin karşısına geçtiniz, tam kaldırıma ayak basacakken bir korna, ne şimdi bu? Uyarı değil, alışkanlık.


Bisikletli ve kamyonetli tüpçüler, sokak aralarında dolaşıyor ve mahalleliyi haberdar etmek için ellerindeki anahtarı tüplerin üzerinde çınlatıyorlar. Bu ses Kahire'ye özgü; fakat eskicilerin ve ekmek satıcılarının bağırması İstanbul'u hatırlatıyor. Sokak satıcılarının evrensel bir üslûbu var anlaşılan… Şerbetçiler müzisyen gibi, tasları birbirine vurarak çıkardıkları hoş nağmelerle gözleri pencerelerde geçip gidiyorlar evlerin önünden. Bir de yüksek sesle dualar okuyarak dolaşan dilenciler var tabii.

İnsan sesi; Mısırlılar konuşmayı seviyor, yerel lehçe kıvrak ve hızlı konuşmalarını kolaylaştırıyor. Ve seslerin en güzeli; Kur'an tilavet eden kârilerin sesi… Kahire'de hiç abartısız günün yirmi dört saati Kur'an dinleyebilirsiniz. Sokak manavında, markette, takside, internet kafede, kitabevinde, mahalle bakkalında… Hiçbiri olmazsa, El Ezher Camii'ni Hüseyin Camii'ne bağlayan alt geçitte yere bağdaş kurup dilenen hafız vardır ki geçitte yankılanan sesi sarsıcıdır, ya da dilencilerin bile hafız olduğu bir şehirde dolaştığını fark etmektir sarsıcı olan. Uzağa gitmeye gerek yok belki de, bir akşam, yan komşunuzun penceresinden taşıp odanıza yayılan Kur'an sesiyle uykuya dalarsınız ve sabah uyandığınızda aynı güzel sesli kâriyi başka bir sûreyi okurken bulursunuz. Kahire böyle bir şehirdir işte.

TEZATLAR ŞEHRİ

Ses eksik kalır, kokulardan söz etmeli… Mevsim mango mevsimi… Şehir mango sarısı, sokaklarda baygın bir koku… Taze meyve suyu kültürünün Ortadoğu coğrafyasında daha yaygın olduğu muhakkak. Sıcaktan bunalanların imdadına elma, karpuz, nar, şeker kamışı ama ille de mango yetişiyor. Mevsim aynı zamanda yasemin mevsimi. Cılız bir ağacın narin beyaz çiçekleri bu kadar mı güzel kokar? Ve tütün kokusu… Nargilenin ya da oradaki deyimiyle 'şişe'nin neredeyse kapı önlerinde içildiği bir şehre, aromalı tütün kokusunun sindiğini söylemek hiç de abartılı olmaz.

Kahire yalnızca ses ve koku mu? Tezatlar şehri aynı zamanda; eski ve yeni, zengin ve fakir, pis ve temiz, emniyet ve tehlike, sabır ve acele… Şehirle ilgili bir karara varmak, bir tespitte bulunmak neredeyse imkânsız. Önce 'Burada yaşayabilirim.' dersiniz, çok değil, iki gün sonra, 'Hayır burada yaşayamam.' Sonra ilk cümleyi bir kez daha kurarsınız ki emin olun, tuhaf olan siz değilsiniz, şehir… Camilerin temiz olmaması şehrin karnesine düşük not olarak işlenebilir; ama restoranların yemek yenmeyecek kadar, caddelerin yürünmeyecek kadar pis olduğunu söyleyenler Kahire'nin kalbini kırar. Hele hele, bu şehirde iki günden fazla kalınmayacağını yazıp çizenler, bilmezler ki Kahire yalnızca iki gün müsaade etmiştir onlara. İstanbul'un varoşları da en az Kahire varoşları kadar pasaklıdır ve hali vakti yerindelerin semti Zemalek en az Nişantaşı kadar temizdir…

Sabır ve aceleye gelince… Neredeyse hiç kavga etmeyen, mülayim insanlar trafikte 'kurt adam'a dönüşüyor. Caddeler yarış pistinden farksız. Adrenalin sporlarına ne hacet, bir taksi şoförüne 10 cüneyh (2,5 YTL) ödeyin size korku dolu anlar yaşatsın. İlk günlerde sararan benziniz sonradan elbet normale dönecek, kapı kollarına endişeyle yapışmaktan vazgeçip oyuna dahil olacaksınız; ama hızlandırılmış tur programları buna izin vermez. Sabrı ve sükûneti görmek daha kolaydır Mısır'da. Anahtar kelime 'mâliş' nice kapılar açar; onunla hem özür diler hem de 'önemli değil' dersiniz. 'Muş muşkile', 'sorun yok' anlamına gelir ve bu iki ifade Mısırlının hayat felsefesini özetlemeye yeter. Güvenlik ve tehlike terazisinde, emniyetin ağır bastığını söyleyebilmek ne mutluluk! İstanbul'da karşıdan gelen iki kişiye kapkaççı nazarıyla bakan paranoyak bünyeler nasıl da huzura eriyor Kahire'de…

Burası emin bir belde, ona şüphe yok. Camların pek azında parmaklık görebilirsiniz, kapmak ve kaçmak nasıl bir şeydir, Mısırlı için anlaşılmaz. Bu satırların yazarı da bir buçuk ay boyunca, balkon kapıları mütemadiyen açık birinci katlardan birinde, hırsızlık korkusu yaşamadan uyumanın ruha ne denli iyi geldiğini tecrübe etti. Tıpkı Osmanlı dönemi Kahire'sinin güvenliğiyle afallayan Avrupalı gezgin Chabrol gibi: "En kıymetli malları barındıran evlerin ve dükkânların çoğunlukla iğreti tahta sürgülerle kapatıldığını görüp de şaşırmamak elde değil. Mısırlılar doğruluklarıyla kendilerini belli ediyor, bu durum kısmen de hırsızlara uygulanan cezaların ağırlığından kaynaklanmakta."

Gezginin tespiti bugün de geçerliliğini koruyor. 'İçeri girenin bir daha çıkmayacağı'na ilişkin derin korku insanları suçtan uzak tutuyor besbelli; ama tek sebep bu olabilir mi? Mısır'da tehlike nedir? Bir kadının taksiye yalnız binmesi mi? Elbette hayır! Mısırlı taksicilere ilişkin hikâyeler ne kadar gülünç görünüyor Kahire'den; "Aman ha, taksiye yalnız binmeyin. İnerken de hep birlikte inin ki arkada kalanı kaçırmasınlar." Gece dışarıda olmak mı? Herkes dışarıya çıkmak için gece serinliğini bekliyorken ve gece yarısı alışveriş yapmak ve bakkala sipariş vermek sıradan bir iş iken tehlikeden söz etmek anlamsız. Peki o zaman nedir? Karşıdan karşıya geçerken ezilme ve alışveriş yaparken gerçek fiyatın on misli para ödeme ihtimali… İşte gerçek tehlikeler…
__________________

  Alıntı ile Cevapla